İslam ve demokrasi

burak can tarafından yazıldı.. Yayınlanma 6. Sınıf Türkçe Yazılı Soruları ve Testler

İslam ve Demokrasi

İslam’la Demokrasi bağdaşır mı, sorusu, bir hayli zamandır soruluyor. Kimilerine göre, Hıristiyanlık ‘Sezar’ın hakkı Sezar’a, Allah’ın hakkı Allah’a’ formülasyonu ile, Din ve Dünya işlerini birbirinden ayırmış, ama İslam bunu gerçekleştirememiştir.

Hz. Muhammed’in hem Peygamber, hem de devlet başkanı oluşu dolayısıyla, İslam’da Din ve Siyasetin birbirinden ayrılmasının sözkonusu olmayacağı, ötedenberi tekrarlanan önyargılardan biridir.

Doğrudur: Hz. Muhammed, hem Allah’ın resulü hem de İslam devletinin başkanıdır. Bunun böyle olması, onun ‘Nübüvvet’ yani Peygamber konumunun, ‘Velayet’, yani devlet başkanı konumundan ayrılmaz olmasına rağmen, birbirinden farklı olmadıkları anlamına gelmez. Dolayısıyla, Hz. Muhammed’in ‘Nübüvvet’ konumunu, onun Din işleri ile, ‘Velayet’ konumunu da Dünya ya da siyaset işleriyle ilişkilendirmek mümkündür.

Bu konuyu enine boyuna ‘İslam Dini Açısında Din-Devlet İlişkileri’ adlı çalışmasında ele alan Dr. Fahri Demir, Hz. Peygamber’in Hadis’lerini, onların ‘Nübüvvet’ konumunda mı, yoksa ‘Velayet’ konumunda mı dilegetirildiklerine bakarak ele almak gerektiğini öne sürüyor. Dr. Demir’e göre, Hz. Peygamber’in ‘Nübüvvet’ konumuna ilişkin sözleri, birer nass’tır ve onların herhangi bir biçimde değiştirilmeleri asla sözkonusu değildir. ‘Nübüvvet’, Hz. Peygamber’in İtikad ve İbadet’e ilişkin görüşlerinin Din’e ait olduğunu ve onların birer nass olarak kabul edilmelerini gerektirirken; ‘Velayet’, Hz. Peygamber’in Muamelat’a ilişkin görüşlerinin Dünya işlerine ait olduğunu ve onların birer nass olarak kabul edilemeyebilmelerini mümkün kılmaktadır. Dr. Demir, şöyle diyor: ‘[...] Hz. Peygamber (s)’den itibaren uygulamaya baktığımızda görüyoruz ki, konu İtikad ve İbadet olunca, nasslar üzerinde herhangi bir farklı görüş müzakere ve tartışma konusu olmazken, konu muamelat olunca, gerek Hz. Peygamber’in görüş ve uygulamaları gerek nasslar üzerinde her vesile ile farklı görüş, müzakere ve tartışma olagelmiş; bu konularda Hz. Peygamber (s)’in bile kendi görüş ve tercihini değiştirdiği görülmüş ve nassa rağmen gibi görünen düzenleme ve uygulamaya gidilegelmiştir.’ Dr. Demir, bu konuda ‘hurma tozlaşması’nı, Tebük seferi sırasındaki ‘tahmin’ olayını, Bedir savaşı öncesinde savaş düzenine ilişkin olarak, ashabdan Habbab b. El-Münzir’in ‘Ya Resulallah! Bu yerleşme ‘vahy’ gereği bir yerleşme mi yoksa savaş sanatı gereği bir yerleşme mi?’ sorusu üzerine Hz. Peygamber’in ‘Vahiy gereği değil’ cevabını verince, savaşta yerleşim düzeninin değiştirilmesi.. vb. gibi olayları örnek gösteriyor.

Okurlarım hatırlayacaklardır: Bundan iki yıl kadar önce, ‘İslam Terakkiye Mani midir?’ meselesini tartışırken ‘müellefe-i 

kulub’ konusunda Hz. Ömer’in, ‘maslahat’ (kamu yararı’) gereği bir hadisi uygulamadan kaldırdığını belirtmiş, ‘illet’ (’sebep’) ve ‘maslahat’ bakımından muamelat konularında bu tür değişikliklere gidilmesinin mümkün olduğunu ifade etmiştim. Bu değişiklik elbette nesih değildir; -zira Hz. Peygamber’in vefatlarından sonra neshin mümkün olamayacağına dair bir icmaın olduğu bilinmektedir. Mecelle’nin 14. maddesinde dilegetirilen ‘Mevrid-i nassda içtihada mesağ yoktur’ [’Açık yasa hükmü varsa, içtihad yoluna gidilemez’] ibaresindeki ‘nass’ı, muamelata ilişkin hükümler olarak anlamak gerekir. Aksi halde yine Mecelle’nin 39. maddesinde öngörülen ‘Ezmanın tagayyürü ile ahkamın tagayyürü inkar olunamaz’ [’Zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesi inkar olunamaz’] kuralının hiçbir anlamı kalmaz.

Dolayısıyla, nassların dünyevi olanlarının maslahata uygun bir biçimde değiştirilmesi, nassın getirdiği hükmün nesih müessesesi ile bütünüyle ortadan kaldırılması değil, Dr. Mehmet Erdoğan’ın ‘İslam Hukukunda Ahkamın Değişmesi’ adlı çalışmasında belirttiği üzre, ahkamın değişmesi durumunda, ‘neshte olduğu gibi asıl hükmün kaldırılması [iptali.Y.] sözkonusu değildir. Kaldırılan şey, artık münasebeti kalmadığı için, önceki hükmün uygulanmamasıdır.’